Sürekli Devinimde: Ali Hadi Bara

Sürekli Devinimde: Ali Hadi Bara

Yolu Beşiktaş’a düşenlerin çoğunun bilmeden önünden geçip gittiği Barbaros anıtının iki yaratıcısından biri; hem doğu hem batı kültürüyle yoğrulmuş, babasından miras kalan heykeltıraşlığı çok ilerilere götüren önemli bir Türk sanatçısı: Ali Hadi Bara…

_____________________


Tahran’lı Ali Hadi

Ali Hadi 9 Eylül 1906 yılında Cafer efendi ve Leh asıllı Bezmi hanımın ikinci çocukları olarak Tahran’da dünyaya gelir. Henüz dört yaşındayken aile Türkiye’ye taşınır ve Ali Hadi hem anne babasının farklı kültürlerden oluşu hem de Türkiye gibi doğuyla batı arasında köprü olan bir ülkeye gelişi sebebiyle sanatçı kişiliğini bu sentezin bir ürünü olarak ortaya koyar. Cafer efendinin ahşaptan yaptığı heykeller Ali Hadi’de büyük bir etki bırakır ve sanatçı daha çocuk yaşlarında ileride ustalaşacağı sanatının ilk etkilerini göstermeye başlar. Saint Joseph Fransız Lisesi’nde Fikret Mualla, Turgut Zaim ve Edip Hakkı Köseoğlu gibi önemli sanatçılarla yaptığı dostluklar da onun sanat hayatının başlangıcını oluşturur. Bu dönemlerde sanatçı heykelden çok resimle ilgilidir; hatta bu sebeple Saint Joseph’ten ayrılıp Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydolur fakat ailenin ekonomik durumunun bozulmasıyla buradaki öğrenimini yarım bırakarak demiryollarında memurluğa başlar. İki yıl boyunca bir yandan memurluk mesleğini icra ederken bir yandan da sanatına geri dönmenin yollarını arayan Ali Hadi, tekrar Sanayi-i Nefise Mektebi’nin sınavlarını kazanmayı başarır ve 1927 yılında bu okuldan mezun olur. Aynı yıl devlet bursu kazanarak Paris’e giden sanatçı Julian Akademisi’nde Henri Bouchard’ın öğrencisi olur, Charles Despiau’dan özel dersler alır ve ünlü sanatçı Aristide Maillol’un yanında çalışır.


Sanatçının, tüm hayatını kadın bedenine adayan Maillol’dan etkilenerek ürettiği, 1928 yılında Paris Salon d’Automme’da sergilenmiş olan, günümüzde ise -halen tamamlanamayan binasıyla akıbeti yılan hikayesine dönmüş- İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin koleksiyonunda bulunan ‘Havva’ heykeli o yıllarda Türk heykel sanatçılarının anıt ve büst dışında yapılmış ilk ayrımlı çalışması olarak bilinir. Hatta bu heykeli ile sanatçı Türkiye’deki Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin 15 Şubat 1931 yılında açılan dördüncü grup sergilerinde de yer alır. O yıllarda Türkiye’ye getirilen en büyük heykel olma özelliği taşıyan bu çalışmayı baz alarak tüm sergiyi eleştiren Elif Naci dönemde oldukça ses getiren şu sözleri söyler: “Ortada Hadi’nin Havva aleyhisselâmı kolunu alnına dayamış serginin bu asrî tuvaletinden utanmış görünüyor.”

Sanatçının bilinen ilk heykeli ismini Paris’e birlikte gittikleri eşi Bedia hanımdan alan “Bedia’nın Başı”dır; fakat bu çalışma günümüze ulaşamayan kayıp eserler arasındadır.


Türkiye’ye Dönüş

Ali Hadi devlet bursu sayesinde eğitim amacıyla gittiği Paris’ten kendisine oldukça geniş bir katkı sağlayarak 1930 yılında döner ve aynı sene Güzel Sanatlar Akademisi’nde kütüphane memuru ve asistan olarak çalışmaya başlar. 1933'te akademideki modelaj atölyesinin başına getirilen sanatçı 1934 yılında çıkan Soyadı Kanunu’nda kendisine “Bara” soyadını seçer. Türkiye’de özellikle “Havva” heykeliyle ünü bir anda artan sanatçı 1935 yılında ilk anıt çalışması olan Adana Anıtı’nı; 1936 yılında ise dönemin İstanbul Resim ve Heykel Müzesi binasının önünde bulunan büyük Atatürk büstünü ve Galatasaray Lisesi bahçesinde bulunan Tevfik Fikret büstünü hayata geçirerek adından oldukça söz ettirir.


Barbaros Anıtı

Ali Hadi Bara’ya esas ününü kazandıran önemli çalışmalarından biri de 1941–1943 yılları arasında Zühtü Müridoğlu ile birlikte yaptıkları İstanbul Beşiktaş’taki Barbaros Anıtı’dır. Sanatçılar klasik heykel geleneğinin ilgi çekici örneklerinden olan bu çalışma için dönemine göre oldukça fazla bir şekilde 16 bin lira para alırlar; fakat çalışmaya üç yıl gibi uzun bir süre devam edildiği için maddi yönden sıkıntıya düşerler. 4,5 metre ve 33 parçadan oluşan ve malzeme olarak bronz döküm tekniği kullanılan bu heykel Ali Hadi’nin 1943 yılında ikinci kez askere alınarak Sarıkamış’a gitmesi ve maddi sıkıntıların devam etmesinden ötürü ancak 1944 yılında tamamlanır ve açılışı 25 Mart 1944 tarihinde onbinlerce kişinin katılımıyla gerçekleşir.

Tevfik Fikret Büstü, Ali Hadi Bara


Değişimden Korkmayan Bir Sanatçı

Ali Hadi Bara yeni akımları takip etmesiyle bilinir. 1946–47 yıllarının ardından Caddebostan’da kendisine ait bir atölye kurarak dilediği tarzda eserler üretmeye başlayan sanatçı için Paris’te geçirdiği bir yaz tatili oldukça etki bırakacaktır. O dönem öğrencisi olan, bilim ve sanatı bir araya getirmesiyle kendisine Türk Da Vinci’si de denilen İlhan Koman’dan yeni bir akım olarak ortaya çıkan Soyut Sanat ile ilgili geniş bilgi edinen Bara, Türkiye’ye döndüğünde figüratif yaklaşımdan uzaklaşır ve “Doğa’yı her biri soyut olan biçimlerin birleşmesidir diye anlayınca, bu görüş içinde aramalar yaptım,” diyerek soyut alanda eserler üretmeye başlar. 1950 yılında ise tekrar Akademi’de göreve başlayan sanatçı, ikiye ayrılan heykel atölyelerinden birisinin başına Zühtü Müridoğlu ile birlikte getirilir. 1951–1953 yılları arasında Anıtkabir çalışmalarına katkıda bulunan Bara bu yıllardan sonra ise demir heykeller üretmeye başlayarak sanatının ustalık çağı eserlerini hayata geçirir. Sürekli uluslararası sergilere ve bienallere davet edilen sanatçı, 1957 yılında 4. Sao Paolo Bienali’ne de katılır fakat eserleri büyük beğeni kazanmasına rağmen birincilik ödülünü politik nedenlerle alamaz. Kararı protesto eden Brezilyalı ve Uruguaylı sanatçılar, Bara’ya sanat çalışmalarından ötürü takdirlerini bildiren bir yazı sunarlar. 1960'lı yılların ikinci yarısında ise sanatçı demir levhalarla çalışmayı bırakır ve yeni arayışlara yönelerek organik formları inceler. Uzayda yapılan keşifler onun koni ve küre gibi yalın geometrik biçimlerle yaptığı çalışmalara esin verir. 1970 yılında üst üste iki kez felç geçiren sanatçı, 30 Ağustos 1971 günü İstanbul’da aramızdan ayrılır.

Ali Hadi Bara & Zühtü Müritoğlu bronz döküm rölyef


Kaynaklar:

Wikipedia

NACİ, Elif, “Müstakillerin Sergisi”- Milliyet Gazetesi, 27 Şubat 1931

Artist modern, Ağustos-Eylül 2011