Röportaj: Musa Hatan

Röportaj: Musa Hatan

SanatBulur.com, Türkiye’nin dört bir köşesinden genç ve yetenekli sanatçıların eserlerini sergilediği, satışa sunduğu bir platform. Biz de blogumuzda yayınladığımız söyleşilerimiz vasıtası ile bu platformada yer alan sanatçılarımızı daha yakından tanımak istiyoruz. Söyleşimizin bu ayki konuğu bizi kırmayıp sorularımıza cevap veren Musa Hatan.

______________


Gülşah Ayhan: Musa Hatan kimdir? Bize kısaca kendinden bahseder misin?

Musa Hatan: 1989 Hatay - Reyhanlı doğumluyum. Üniversite eğitimine kadar orada yaşadım; küçük bir yerleşim yeridir. Ortaokul ve lise dönemlerimde resim yeteneğimi daha da geliştirerek 2010 yılında Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Öğretmenliği'ne giriş hakkı kazandım. Resim Ana Sanat dalından Mustafa Okan'ın atölyesinde çalıştım. 2014 yılında da lisans eğitimimi tamamladım. Aynı zamanda özgün baskı ve grafik alanlarında kendimi geliştirdim. Lisans dönemim de dahil 2015 yılının sonuna kadar, İstanbul’da bir şirkette tasarım sorumlusu görevindeydim. Şu an Adana’da özel bir okulda görsel sanatlar öğretmenliği yapıyorum. Kendi çalışmalarıma da kişisel atölyemde devam etmekteyim.



G.A.: Sanata yönelmen nasıl oldu?

M.H.: Çocukluktan gelen bir çizim hevesim vardı zaten. Bir de bizim dönemimizi -85/95 yılı doğumlular diye düşünüyorum- etkileyen bir Bob Ross amcamız vardı, her pazar saat 12'de. Tabi ki çocukluk dönemlerimde bu durumun sadece yetenek, gördüğünü çizebilmek olduğu düşüncesi ve övgüsüyle yaşadım. Ancak sanatın, ne kadar hayat ve gerçeklik olduğunu algılamaya başladığımda, durumun sadece sahip olduğum yetenekten ibaret olmadığı, geçmişte yapılanların günümüze ve geleceğe halen hitap ettiğini fark etmem, bir şeyleri anlatabilme yetisi olması ve daha birçok durum beni bu alan içerisine tamamen aldı. Bu durumda ortada yetenekten çok düşünce ve bilgi devreye girmeye başlar.


G.A.: Aynı zamanda sanat eğitmenisin; ülkemizdeki eğitim sistemi içinde sanata ayrılan yer ve içerik hakkında neler düşünüyorsun?

M.H.: Bir ülkenin toplum yapısı ne ise sanatı da odur. Her şey apaçık ortada ancak sadece yermek istediğim bir durum değil bu. Eğitim sistemi, biraz da gelecek toplumun yönelmesi/yöneltilmesi için oluşturulan düşüncelerin bir sistemidir. Kullanmayı bildiğiniz zaman geleceği şekillendirecek bir altyapı oluşturursunuz. Sözde sanat eğitimine ayrılan bir süre var; yeterli olduğunun tartışması bir tarafa dursun, içeriğinin ne kadar bunu desteklediği şüpheli. Bu durumda iş tamamen eğitimcilere düşmektedir. Bu alana değer veren, gerçekten sanatın bir şeyleri fark ettirmek olduğunu benimseyen insanların bu işi yapması bu durumda önemli bir rol oynar. Evet manevi anlamda zaten destek bulamazken -hem aileler hem de devlet desteği- işin bir de maddi boyutları eğitimcileri zor duruma düşürüyor. Benim şu an görev yaptığım kurum bu alanda gerçekten çok farklı, bildiğimiz ya da düşündüğümüzden farklı bir bakış açısına sahip; devlet kurumlarında çalışan arkadaş/meslektaşlarımla olan iletişimimden kaynaklı rahatlıkla kıyaslama yapabilirim. Zaten bu alana birazcık ilgi duyan aileler de bu durumu yetersiz görüp çocuklarının özel kurum veya kurslarda eğitim görmelerini sağlıyor.



G.A.: Farklı yönleri ile kendine örnek aldığın sanatçılar var mı? Kimlerden etkilendin?

M.H.: Tabi ki var, çok sayıda var; çalışma yöntemleri, yaşam tarzları, atölye ortamları… Mattise'in boyayı kullanma yöntemleri, Fikret Mualla'nın ilginç (bana göre) yaşam öyküsü, Giagometti'nin atölyesi, William Kentridge'in kompozisyon algısı. Hiç sıkılmadan dönüp baktığım, daha çok şey öğreneceğim sanatçılar ve çalışmaları mevcut.


G.A.: Kendi tarzını nasıl tanımlıyorsun? Bu tarza ulaşana kadar nasıl bir yolculuk geçirdin?

M.H.: Bir yol çizmek önemli olmuştur bu alanda. Daha doğrusu bir yol bulmak. Çalışma yöntemim, dışarıdan bakıldığında bir imzam olmuş gibi olsa da, henüz oluşup oluşmadığından emin olamadığım bir durum bu. Sürekli bir arayış içerisinde buluyorum kendimi. Diğer yandan, çok üzerine durduğum, 'Portre'; resim sanatının yapı taşıdır bana göre, geçmişten günümüze. Belki de portre sanatının toplumsal/sınıfsal karakterini bir şeylerin üzerinde tutmak. Basit bir 'yüz' olarak görmek değil. Cüce yüzü, kadın yüzü, meczubun ya da dostun yüzü... Tuvale geçtikten sonra her bakana ayrı bir tat alaşımı sunar; kaçamak ya da dimdik. Bir yandan sanat tarihine baktığımda, portrenin işlevi kişinin toplumsal rolünü vurgulamak ve idealleştirmektir. Kişiyi bir 'birey' olarak değil de kral, toprak sahibi, tüccar vb. bir birey olarak sunmaktır. Rembrandt'ın, Cezanne'ın defalarca tuvale yansıttıkları yüze bakakalmış ressamların ortak konusudur belki bu. 'Günümüzde portre nasıl ele alınmalı,' sorusu bu durumda kafamda çok yer etmiştir. 'Portre ve mekan ilişkisi nasıl bir arada tutulabilir?' Tabi bu durum ele alınan düşüncenin iki boyutlu yüzeye nasıl aktarılacağı durumunu biraz daha tereddütte bırakıyor. Yağlı boya mı yoksa kolaj mı? Fırçayı ya da 'aracı' nasıl kullanmalı? Bir teknik nasıl 'öz'ünü yansıtır? Ortaya çıkan bir ürün var, evet, çalışma tarzı da var ancak kafamda cevaplanması gereken böyle sorular da var.



G.A.: Sanatseverlere eserlerini nasıl ulaştırıyorsun?

M.H.: Sosyal medya artık üst düzey bir iletişim ve izlenim aracı oldu; ben de bu durumdan faydalanıyorum. Ancak bir ürünü canlı görmek eleştiriler acısından, izleyicinin yorumunu doğrudan ürün karşısında almak, o an tartışmak her zaman daha iyi olmuştur. Tabi ki, katıldığım karma sergiler oluyor. Kişisel sergilerim de oldu. Önümüzdeki dönem için planladığım bir sergim daha olacak.


G.A.: Sanatla ilgili ileriye dönük planların neler?

M.H.: Hayat var oldukça sanat da var olacak. Bu soruya verebileceğim en doğru cevap budur. John Berger'in "Bento'nun Eskiz Defteri" adlı kitabından çok güzel bir cümlesini sıkıştırmak istiyorum buraya "Biz çizerler, gözlemlediğimiz bir şeyi başkalarının görmesini de sağlamakla kalmayıp, nereye varacağını kestirmenin mümkün olmadığı, görünmez bir şeye de refakat ederiz aynı zamanda." Nereye varacağını kestirmenin mümkün olmadığı bir şeye refakat ediyoruz gerçekten.



G.A.: Ve son olarak, SanatBulur.com’un Türkiye’deki sanat ortamı için nasıl bir yeri olduğunu düşünüyorsun?

M.H.: Ben yeni bir üyeyim bu platformda, ancak çok beğendim ve incelediğimde çok güzel eserler, çok güzel fikirlerle karşılaştım. Sanatçının işini yapabilmesindeki motive edici etkenlerden biri de sanatının desteklenmesidir bana göre. Bu platformun da bu destekten geri kalmayacağına inanıyorum.


Musa Hatan’ın eserlerini incelemek için SanatBulur.com sanatçı profilini ziyaret edin.